Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'ndan Sağlıklı Yaşam Önerileri

 

'Hayatın hızını' yavaşlatın


Mutluluğa odaklanan daha uzun yaşar

 

 

 Sağlıklı ve uzun yaşamın sırlarını veren Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na göre, stresi hayatından kovan, dengeli beslenip spor yapan herkes uzun ömürlü olabilir. 120 yıl yaşamak hayal değil! 

“Mutlu bir hayat daha uzundur..." Ne mucize besinler, ne sporla geçirilen bir hayat, ne de sihirli formüller... Uzun ve sağlıklı bir yaşamın sırlarını öğrenmek için başvurduğumuz Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun üzerinde en çok durduğu ve ısrarla vurguladığı kavramlar, sağlığa eşlik eden mutluluk, huzur ve dinginlik oldu...Belki temel bu ama daha pek çok şey var... Bu yazı dizisinde daha uzun ve sağlıklı yaşamın püf noktaları ve çeşitli reçeteleri verilirken, genç kalmayı kolaylaştıran küçük formüller de sıralanacak. Prof. Dr. Müftüoğlu, 'yaşama sanatı’ndan 'yaşlanma sanatı’na uzayan bakış açısıyla, nasıl yaşlanmamız gerektiğini anlatacak...

'Biz yaşamı uzatmıyoruz, zaten yaşam uzuyor’ diyorsunuz. İnsan ömrü neden uzuyor ve biz ne kadarına müdahale edebiliyoruz?
Bilim ve teknolojik gelişmeler insan ömrüne ömür katıyor. Sadece antibiyotiklerin keşfi, ortalama insan ömründe 10-15 yıllık uzama yaptı. Aşılanmanın getirdiği koruyucu güç, bizim daha az hastalanmamızı sağladı. Son bir araştırmada statin grubu kolesterol ilaçlarının ortalama insan ömrüne ilavesinin 12 yıl civarında olduğu hesaplandı. Karaciğere verdiği zarar çözülürse statinler 10 yıl sonrasının Aspirin’leri olacak. Genetik bilimindeki gelişmelerle genetik mirasımızdan dolayı başımıza gelen sağlık olaylarının çoğunun ertelenmesini sağlayacağız. İnsanlar, muhtemelen hak ettiği ömrü zaten yaşayacak.

Eğitim bir avantaj

Nedir hak ettiğimiz ömür?
Bence 120’nin üzerinde. Kayıt altında bilinen en uzun yaşayan kişinin yaşı, 117. Eğer 117 yıl gerçekleşiyorsa insan ömrü bunu zorlayabilir. Bana göre 120 yıl yaşamak efsane değil. Son 100 yılda yaşam süremiz ortalama 30 - 40 yıl uzadı.

Uzun yaşamın kaynağı dediğimizde en önemli belirleyiciler neler?
Daha çok sağlık bilinci içinde olmayı, daha iyi, daha sağlam duruşu sağlamayı becerebildiğimiz için hak ettiğimiz süreyi yaşayacağız. Entelektüel düzey iyiyse, bu daha iyi gerçekleşecek. Çünkü araştırmalara göre uzun ömrün en önemli anahtarlarından biri eğitim.

Yaşlanmayla eğitimin ilişkisi ne?
Eğitimli kişi sağlık ve dünya konusunda daha bilinçli. Araştırmalar eğitilmiş insanların belleklerinin daha sağlam olduğunu ve yaşam süresinin uzadığını gösteriyor. Eğitimli insan aşısını yaptırıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hastalık belirtilerinde doktora daha erken başvuruyor. Hastaların yüzde 80’i çok hastalanmadığı sürece doktora gitmiyor.

Bugünkü Türkiye’de eğitim düzeyimize bakarsanız, potansiyel yaşlanma sürecimiz nasıl?
8 yıllık eğitimin sadece eğitimle ilgili değil, sağlıkla ilgili sorunlarda da ciddi çözüm üreteceğini umut ediyorum. Eğitim düzeyimize, üniversitelileşme oranlarımıza bakarsanız hâlâ yüzde 35-40’lardayız. Türkiye’de ortalama yaşam süresi kadınlarda 72, erkeklerde 68-69’a dayandı. ABD’de 78-82 yaş civarında. İleride ortalama yaşam süresini hızla uzatan ülkelerden biri haline geleceğiz.

'Ölçü kaçmamalı’

"Sağlıklı yaşlanma"dan ne anlamalıyız?
Ömrü akıllıca yaşamak. Hiçbir şeyin ölçüsünü kaçırmamak lazım. Formda kalmak, kaliteli bir hayat yaşamak, mutlu olmakla birleştirdiğiniz zaman sağlığın faydası var.

Nereden, nasıl başlamak lazım? Bunun için belli bir yaş var mı?
2 sınır çiziyorum. 30-35’li yaşlar artık dönüp kendinize bende neler oluyor diye sormaya başlamanız gereken yaşlardır. Diğeri 55 yaş ve üstü.
Yolun yarısı da 35 değil artık...
Tabii ki. 35 çok gerilerde kaldı. Ama orada Cahit Sıtkı’nın anlatmak istediği hayatın sadece organik yarılanması değil, ruhsal yarılanması. 35’ten sonra yaşamınız uzuyor ama ruhsal kalıbınız orta yaşa geliyor. 50 yaş ve civarını orta yaşlara giriş gibi düşünmek lazım. Bugünkü klasifikasyonda birkaç şeyi gündeme getirmek lazım. Artık bütün dünyada her şey yaşlılar ve orta yaşlı insanlara göre konumlandırılıyor. Çünkü tüm dünyada doğurganlık azalıyor, yaşam süresi uzadığından en fazla yaşlı nüfus artıyor.

55’te doktor şart

Peki bir doktora başvurmak için hangi yaşı beklemek lazım?
Doktora başvurmanın mutlaka gerektiği yaş, 55 ve üstü yaştır. Bu yaş grubu çok daha önemli. Çünkü o dönemde kadında da, erkekte de birdenbire hızlanan hormonal, metabolik değişimler yaşanır.

Kadında yıkım daha fazla olmasına karşın daha uzun yaşamaları bir paradoks değil mi?
Evet ama bence kadınların uzun ömürlü olmalarında bu çok olumlu bir katkı. Bütün dünyada kadınların ömrü daha uzun. Hiçbir ülke yok ki, erkekler kadınlardan daha uzun yaşasın. Erkeklerin sağlıkları konusunda daha fazla duyarlı olmaya ihtiyaçları var. Sağlıklarını daha iyi izlemeleri bazen erkekler tarafından alay konusu edilse bile, çoğu zaman kadınların daha uzun yaşamalarının sebebidir.

Orta yaşlarda hayata bakış nasıl olmalı?
İlkönce sağlığa, mutluluğa, dinginliğe odaklanmak lazım. Sağlıklı olma kararı, beraberinde başka türlü bir hayat yapılanmasını da gerektiriyor. Biraz egzersiz, biraz beslenme odaklı, uykuya, stres yönetimine dikkat eden, kendini başarıya daha fazla adayan, bunlar için gerekli olan ekonomik gücü elde etmeye çalışma gayreti içinde olan, ki ekonomisi daha iyi olanlar daha az hastalanıyor.
Örneğin ben sağlığımdan başlamalıyım, sigara içiyorum, onu bırakmalıyım. Egzersiz yapmıyorum, yapmalıyım. Duygusal hayatıma çok iyi dikkat etmeliyim. Ailevi ilişkilerim çok iyi değil, eşimle, çocuklarımla yeterince ilgileniyor muyum? Bunları zaman zaman gözden geçirmek lazım. Hayatı dikkatli bir şekilde dağıtmak lazım. Sağlıklı olma kararı bir meydan okumadır.

Haftada en az 2 öğün balık yiyin Likopen içeren domatesi, karpuzu, proantosiyanidin içeren üzümü, pekmezi, kırmızı şarabı, beta karoten bakımından zengin portakal, kayısı, şeftali ve havucu, yoğun lif içeren tüm meyve ve sebzeleri bol bol tüketin.Günde birkaç tane ceviz ya da fındığı, salataya ekleyeceğiniz yarım fincan ketentohumunu beslenme alışkanlıklarınıza yerleştirin. Süt ürünlerinde yağsız ya da az yağlı olanlara yönelin.
Haftada 2 kez ortalama 100-150 gram düzenli olarak balık tüketin.
Yeşil yapraklı sebze ve meyvelere daha çok ağırlık verin. Kafeinden olabildiğince uzak durup tuzu azaltın.Daha bol potasyum, magnezyum, kalsiyum almaya çalışın. Lahana, brokoli, ıspanak, soya fasulyesi, güvenilir bitkisel kalsiyum kaynaklarıdır. Orta yaşlarda güçlü antioksidan etkileri sebebiyle flavinoitlerin de bol bol tüketilmesi yararlıdır. Çaydan, koyu yeşil, sarı ve kırmızı renkli sebze ve meyvelerden yeterince sağlanabilir. Soya, elma ve brokoli önemli flavinoit kaynaklarıdır. Lahana, kereviz, bezelye ve şalgamda da bol bulunur.

Kadınlar erkeklerden fazla yaşıyor çünkü...Kadınlar sağlıklarına daha düşkün.
Stresleri erkeklere göre daha az.
İş kazalarıyla karşılaşma riskleri daha az.
Erkeklere göre ruhsal ve hormonal açıdan daha monogam olmaya eğilimli. Bu nedenle cinsel yolla bulaşan hastalıklara daha az yakalanıyorlar.
Hormonal hiperaktif olmaları yani çok fazla değişken hormonal yaşamları, daha dirençli olmalarını sağlıyor.
Kadınlar daha sevecen, hayata daha bağlı, daha çok huzur içinde olmaya çabalıyor. Erkekler birbirlerine çok açık ve samimi değiller.
Kadınlar daha az sigara, alkol tüketiyor.

İşte erken yaşlanmanın nedenleriBeslenme eksiklikleri.
Hipertansiyon, şeker hastalığı, damar sertliği gibi uzun süreli sağlık sorunları.
Genetik hastalıklar.
Kas ve eklem sorunları.
Egzersiz eksikliği (hareketsiz yaşam tarzı).
Kolesterol-trigliserit yüksekliği.
Yoğun stres, mutsuzluk, kötümserlik, depresyon.
Organ yetmezlikleri (tiroit bezi tembelliği, karaciğer yetersizliği, kalp, böbrek, hipofiz yetmezliği).
Yoğun çevresel kirlilik ve radyasyon etkisi.
Yetersiz ve kalitesiz uyku.
Sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, hayatı ıskalamamak için "Yavaşlayın, hayatın hızına kendinizi kaptırmayın" diyor ve kişilerin ürettikleri sürece 'genç yaşlılar' olarak kalacağını söylüyor...


Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'na göre, yaşlanırken de yaşlıyken de hâlâ meşgul biri olabilir, hâlâ üretebilirsiniz! "Dünyayı ve hayatı derinden etkileyen kararların beden gücü ve çevikliği ile değil, erdem, fikir ve sağduyu ile alındığını unutmazsanız, siz de genç bir yaşlı olarak kalabilirsiniz" diyen Prof. Dr. Müftüoğlu, yaşlanmanın durdurulamaz ve önlenemez bir süreç olduğunu hatırlatarak ekliyor: "Ama yavaşlatılabilir."
Müftüoğlu, "Yapacak işiniz yoksa, yaşlılık kötü bir alışkanlıktır" diyor. Goethe'nin, Tolstoy'un, Churchill'in 80'inden sonra raflar dolusu eser yazdığını, Picasso'nun 90'lı yaşlarında hâlâ resim yaptığını hatırlatıyor ve "Yapacak bir şeyiniz kalmadığında yaşlısınız demektir" mesajını veriyor.
Prof. Dr. Müftüoğlu, sorularımızı yanıtlıyor...

35'ten sonraki ikinci sınır neden 55 yaş ve sonrası?
55 yaş sonrasında, bedenin bakıma ihtiyacı artıyor. Eskiyor. 55-60 yaşındaki birinin bu bakımları 30 yaşındaki bir insan kadar yapacak gücü ve isteği de kalmıyor.

'Yaşlı' tanımında neler değişti?
Yaşlanma sınırını, 'genç yaşlılar', 'orta yaşlılar' ve 'en yaşlılar' diye değiştirmek gerekiyor. Bu sınırlamaya göre genç yaşlıları 50-65 grubuna, 65-80 grubunu orta yaşlılara ve 80 üstünü en yaşlılara koymak lazım. Çünkü bugün 80 yaşında olan bir insandan beklentilerimiz, bundan 20 yıl önce 60 yaşındaki birinden beklentilerimizle aynı. 'Yaş 70, iş bitmiş' diye bir söz vardı, bugün kullanan yok.

"Hayatı ıskalamayın"
Hâlâ pek çok kişi '30 yaş sendromu' yaşıyor. Bunun nedeni nedir sizce?
Bu, hayatın hızından kaynaklanıyor. Hayat çok hızlandı. Zaman zaman insanlar 'Bana bir şey olmuyor mu?' psikolojisine girer. Çünkü aradaki dönemleri akılcı değerlendirememişlerdir. Hayatın hızı, hayatı ıskalamamıza neden oluyor. 'Yavaşlayın, ıskalarsınız' diyorum. Hayatın hızına kendimizi kaptırıyoruz. Hayatla olan farkındalıklarımızı geliştiremezsek, kaç yıl yaşadığımızın önemi yok.

Uzun bir ömrü herkes istiyor ama hayatı nasıl doldurmak lazım?
90 yıl yaşamış bir insanı belki bir yıl sonra hiç hatırlamıyorsunuz. Öyle insanlar vardır ki, 50 yılı 150 yıl gibi, bazıları ise 90 yılı 9 yıl gibi yaşamıştır. Neyi yaşadığımız, hayatta neyi geliştirdiğimiz, ürettiğimiz önemlidir. Belli bir yaştan sonra sahip olmaktan vazgeçip kendimiz olmamız lazım. Yetinmeyi bilmeliyiz. Para kazanmayı, ekonomik gücü, bir hırs, bir kavga, bir hayata tutunma amacı haline getirmemek gerek.

"Bir saniye yeter"
'Sağlıklı yaşam' disiplinini edinmek ne kadar sürer?
Bir saniye. Aklınızdan geçirmeniz yeterli. Sağlığın, satın alınmasının ve başka bir şeyle değiştirilmesinin mümkün olmadığını hasta olduğunuzda fark ediyorsunuz. Hasta olduğunuzda başınıza gelenlere karşı, davranışlarınız aslında çoğu zaman aynıdır. Önce 'Herhalde yanlış teşhis' dersiniz, yakıştıramazsınız kendinize. Sonra ikinci davranış, 'Bu beni nerden buldu' 'Niye ben' isyanıdır. Üçüncü aşamada, bir uyum devresi vardır. Hastalık sürecindeki uyum devresinde, 'keşke'ler yoğundur. 'Keşke şunları yapmasaydım' diye. Çok basit şeyler yapmışsınızdır ama başınıza büyük şeyler gelmiştir. Onları toparlamakta güçlük çektikçe bir süre sonra da depresif belirtiler başlar. Sağlığa sadece güçlü olmak, enerjik olmak, kaslı olmak diye bakarsanız yolda kalırsınız. Ruhsal sağlığı da korumak lazım.

Duygular da yaşlanır mı?
Yaşlanan sadece insanın bedenidir. Duygular tam tersine olgunlaşır, hatta gençleşir. Vücudunuzu sadece gıdalarla değil, aynı zamanda hayatla beslemeniz gerek. Dokunmak, koklamak, okşamak, dinlemek, müzik, ses, masaj, aromaterapi, kısacası doğaya ait ne varsa ve size iyi geliyorsa onları yaşamanız lazım. En az bedensel egzersizler kadar, ruhsal ve duygusal egzersizleri ihmal etmemek gerek.

Yaşlandığınızı nasıl anlarsınız?  Egzersiz toleransınızda düşme hissediyor musunuz?   Libidonuz (cinsel isteğiniz) azaldı mı?   Günlük temponuz eskisi kadar yoğun olmasa da günün sonunda tükenmişlik ve aşırı bitkinlik hissediyor musunuz?   Rahat uyuyamıyor, uzun, kesintisiz ve dingin uykulara özlem duyuyor musunuz?   Egzersize karşı isteksizlik hissediyor, düzenli egzersiz yapmanıza karşın şişmanlıyor musunuz?   Telefon numaralarını, adresleri, isimleri hatırlamada güçlük çekiyor musunuz?   Yüzünüzde kırışıklıkların oluştuğunu, cildinizin gevşeyip kaslarınızın sarktığını hissetmeye mi başladınız?
NOT: Bu soruların çoğuna yanıtınız "Evet" ise sizin de yaşlanmayı önleyici programlara ihtiyacınız var demektir. Bu programlarla yaşlanma belirtilerini geciktirebilmek ve hatta tersine çevirmek mümkündür.

Yaşlanma hızınızı ölçün

1 - Günde 5 - 8 bardak su, meyve suyu, bitki çayı içiyor musunuz?
2 - Gece 22.30'dan önce uykuya geçip verimli uyuyor musunuz?
3 - Günlük egzersiz yapıyor musunuz? (Dans, koşma, yürüme vb.)
4 - Sınırsız yemek yeme alışkanlığınızı önleyebildiniz mi?
5 - Duygularınızı özgürce dışa vurabiliyor musunuz?
6 - Stresle mücadeleniz yeterince hızlı mı?
7 - Kendinizi değerli bulup kendinize iyi bakıyor musunuz?
8 - Diyetiniz dengeli mi? (Balık, sebze, meyve, tahıl vb.)
9 - Hayvansal yağlar yerine zeytinyağını tercih ediyor musunuz?
10 - Vejetaryen diyet yapıyor ya da haftada 1 - 5 kez kırmızı et yerine balık yiyor musunuz?
11 - Antioksidan katkılar kullanıyor musunuz?
12 - Solunum egzersiz teknikleri kullanıyor musunuz?
13 - Kendinizi beğendiğinizi ifade etmekten korkuyor musunuz?
14 - Kendinize gülebiliyor musunuz?
15 - Olumlu düşünüyor musunuz?
16 - Düzenli diyet ile detoks kürleri uyguluyor musunuz?
17 - Sağlıklı sosyal ilişkileriniz var mı?
18 - İşinizden keyip alıp yaratıcı faaliyetler gösteriyor musunuz?
19 - 80 yaşın üzerinde sağlıklı yaşayan aile bireyleri var mı?
20 - Huzurlu musunuz?

Yanıtlarınızın puanları
Asla : 0
Ender : 1
Seyrek : 2
Sık : 3
Alışkanlık : 4

Değerlendirme:
Biyolojik yaşınız için puanları toplayın
0 - 10 : Kronolojik yaşınıza 10 yıl ekleyin.
11 - 20 : Kronolojik yaşınıza 5 yıl ekleyin.
21 - 40 : Kronolojik yaşınız = biyolojik yaşınız.
41 - 60 : Kronolojik yaşınızdan 5 yıl çıkarın.
61 - 80 : Kronolojik yaşınızdan 10 yıl çıkarın.
 

x

 'Bekârlık sultanlık' diyen hata eder

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, "Evlenin, sağlıklı kalın" diyor. Tezini de "Evlenenlerde kalp hastalıkları, depresyon ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar daha az" sözüyle destekliyor



Yapılan son araştırmalar 'Bekârlık sultanlık'tır inancını çürütüyor. Araştırmalar sonucunda ortaya çıkan 'evlenenlerin daha uzun yaşadığı' saptamasını, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu da doğruluyor. Hatta uzun yaşama ve sağlıklı yaşlanmada rol oynayan faktörler arasında evliliğin önemli bir payı olduğunu savunuyor. Evlenmenin ömür uzatıcı etkisinin özellikle kadınlarda daha fazla olduğunu vurgulayan Müftüoğlu, refah seviyesi iyi olanların da bir adım ileride olduğunu anlatıyor. Müftüoğlu, sorularımızı yanıtladı.

Kadınsız olmaz!
Evlenmenin uzun yaşamayı sağlayan bir etkisi olduğu yönündeki araştırma sonuçları ne kadar doğru?
Evlenmenin yaşlanma sürecine olumlu etkisi var. Bütün araştırmalara göre, uzun yaşamak istiyorsanız evlenin. Düşünmeyin, üzülmeyin, korkmadan evlenin, sağlıklı kalın. Evlenenlerde kalp hastalıkları, depresyon ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma oranı daha az. Evliliğin ömür uzatıcı etkisi kadınlarda daha fazla. Aslında erkekler kendine bakma özürlü. Evlenmediği zaman kadın - erkek ayrımına bakıldığında şöyle bir gözlem var. Kocası ölen kadınların ortalama yaşam süresi, karısı ölen erkeklerin yaşam süresi kıyaslandığında eşlerini kaybeden erkekler çok daha kısa yaşıyor. Çünkü kadınlar kendine bakma konusunda daha itinalı. Bana göre iyi ki kadınlar uzun yaşıyor. Çünkü erkeklerin uzun yaşadığı dünya daha bakımsız ve çirkin olurdu gibi geliyor.

Kadının kendi hayatına ve erkeğin hayatına katkısı nedir?
Kadınlar gerçekten yapıcı yaratıklar. İnce, narin ama aynı zamanda kontrollü, daha samimi, daha içten ve dikkatli. Bu açıdan bakınca cinselliğin kontrolünün daha çok kadında olduğu bir hayat, daha düzenli bir hayat olabilir. Evlilik, cinselliğin kontrolünü sağlayan bir müessese. Evli erkek daha az poligam oluyor ve bu onu cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyor. Evlilik düzen getiriyor erkeğe, bakımı sağlıyor. Evlilik, kadını da muhakkak uzun yaşatıyor. Kadını doğurgan ve üretken hale getiriyor. Evlilik olmasa bile birlikte yaşama, kadın erkek birlikteliği, bu mümkün değilse bile dokunmak hatta insanların birbirleriyle temasları insanlara güç veriyor. Birbirlerine merhaba demeleri güven duygusu yaratıyor.

Refah düzeyi önemli
Yaşamı uzatan faktörlerden birinin refah düzeyi olduğunu söylüyorsunuz...
Yaşamın uzamasında refahın önemli katkısı var. 35 - 40 yıl önceki insanın ortalama yıllık gelirine göre şimdi neredeyse yüzde 200'lük artış var. Bugün 4 bin doları beğenmiyoruz. Böyle baktığınız zaman ortalama bir Avrupa Birliği üye ülkesinde ortalama 3 bin doların altı konuşulmuyor. Bu insanın hem daha çok parası var hem tıbbın sunduğu olanaklarla daha uzun yaşama süresi yakalamış, refahı yüksek ve daha uzun yaşamak kesinlikle hakkı. Daha uzun yaşarken de kendini 60 yaşındayım ama hala kulağım iyi duysun, gözüm iyi görsün, böbreğim iyi çalışsın, görüntümde hoşluğum değişmesin kilom fazla olmasın gibi beklentilerinin olması son derece normal.

Türkiye genç nüfusa sahip... Gelecekte değişecek nüfus dengelerine yönelik yaşlı nüfus için neler yapılmalı?
Yaşlı sağlığı üzerine daha fazla eğilmemiz, ona yönelik çok ciddi hazırlıklar yapmamız lazım. Şu anda olayı sadece huzurevleri olarak görüyoruz. Ama o evlerin huzurlu evler olduğundan son derece kuşku duyuyorum. Yaşlı nüfusun nasıl organize olacağına yönelik hastane yapmamız lazım. Yaşlı sağlığını yaşlanmış insanların sağlığı gibi görmekten vazgeçip yaşlanma sürecinde insanları sağlıklı tutma gayreti haline dönüştürmek daha başarılı sonuç verir.

"Demirel benim hayat öğretmenim"

Önerilerinizin ve öngörülerinizin kendi yaşamınızdan çıkardığınız sonuçlar olduğunu söyleyebilir miyiz?
Hem öyle, hem de benim çok önemli bir hayat öğretmenim var. 20 yıldır yanında olduğum Süleyman Demirel. Her bir ziyaretim ders gibi geçti.

Aranızda doktor - hasta ilişkisinin ötesinde bir alışveriş oldu anlaşılan...
Tecrübelerinden, gözlemlerinden yararlanıyorum. Gücün çok geçici olduğunu, pozisyonel yapılanmaların aslında çok önemli olmadığını gördüm. Bir yere konumlanma sendromu, bir yere konumlanmak için kendinizi içine soktuğunuz bedensel ve ruhsal durumlar da (statü sendromu) sizde hastalıklara yol açabiliyor. Statünün ne kadar önemsiz olduğu gibi pek çok şeyi gözlemledim.

Demirel'in bakış açınızı değiştirmede nasıl bir rolü oldu?
İlk başhekim olduğum zaman bana söylediği bir söz, hayat görüşümü neredeyse yüzde 50 değiştirdi. Demirel bana dedi ki; 'Bir yeri yaka yaka da ele geçirebilirsin yapa yapa da. Akıllı insan, yetenekli ve topluma kendini adamış insan, yapa yapa ele geçirir. O insanları kazanarak, koruyarak geçiren insandır.' Bu kavgalar, telaşlar, heyecanlar eğer statüden, pozisyonel durumlardan kaynaklanıyorsa, sonuçları çok değiştirmiyorsa hiç bir şey kazandırmıyor.

Demirel sağlıklı yaşlanan biri mi?
Bilge yaşlanan biri. Hayattan keyif alarak yaşlanmayı başarabilmenin bir abidesidir. Hala aktif çalışıyor. Süleyman Demirel, sağlıklı olmaya karar vermiş bir insan.

Şu anki sağlığı nasıl?
80 yaşında ve sağlıklı. Yaşının önünde bir sağlığı var. Diyabeti dışında bir sorunu yok.

Bol yumurta beyazı tüketin  Antioksidan besinleri bol bol tüketin. Her gün en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. (Kuru siyah erik, kuru siyah üzüm, böğürtlen, çilek, pancar Brüksel lahanası, ıspanak, brokoli, kivi, kızılcık, kırmızı biber, portakal, avokado, soğan).   Kan şekerini hızla ve aşırı derecede yükselten besinlerden uzak durun (haşlanmış patates, corn flakes (mısır gevreği), dondurma, haşlanmış mısır, tahıl gevrekleri, beyaz ekmek, kızarmış patates, bal, pirinç)   Düzenli kahvaltı yapın.   Sirke, limon suyu ve baharat kullanın.   İşlenmiş besinlerden, yapay tatlandırıcılardan uzak durun.   Düzenli balık tüketin (haftada 3 kez 100 gram).   Omega 3 içeren besinleri daha çok kullanın (Semizotu, balık eti, avokado, kanola yağı, ceviz).   Daha az yağ tüketin. Tereyağ, margarin gibi doymuş yağ kullanımını azaltın, zeytinyağı ve kanola yağını tercih edin.   Toplam günlük kalori tüketimini azaltın.   Stres altındayken yemek yemeyin. Gece yemek yemekten kaçının.   Omega 6 içeren besinleri azaltın (Peynir, ayçiçeği yağı, kırmızı et, yağda kızartmalar, dondurma, tereyağı, cipsler, mayonez, margarin, patlamış mısır).   Yumurta beyazını bolca tüketin (haşlanmış yumurta beyazını ya da sadece yumurta beyazından yapılan omleti).   Akşamları bir kadeh kırmızı şarap, bellek destekleyici antioksidanları sağladığı gibi günlük geriliminizi azaltır.

Aşkınızı yenileyin

Sadece bedensel egzersizler yeterli değil. 'Kalbinize değen', onun daha hızlı ve güçlü çarpmasına neden olan şeyler kalbinizin duygusal egzersizleridir. Yeni bir aşk, eşinize karşı sık sık yinelenen sevgi sözcükleri ve yeniden alevlenen duygu yoğunluğu, yeni bir başarı, keyiflendiren yeni bir film, oyun, müzik ya da kitap iyi birer egzersizdir. Bırakın kalbiniz yeni heyecanlarla çarpsın, yeni hevesler, yeni keyifler, yeni aşklar yaşasın. Bu denemelerin kalbiniz için gençleştirici egzersizler olduğunu hiç unutmayın.

Yaşlanma nedeni işyeri alışkanlıkları  Aşırı mükemmeliyetçilik.   Sevilmeyen - istenmeyen görevleri üstlenme.   Yetersiz - hatalı iletişim.   Motivasyon eksikliği.   Amaçları ve öncelikleri belirleyememek.   Aynı anda çok fazla işi yapmaya çalışmak.   Ayak üstü atıştırmak - öğle yemeğini atlamak.   Masa başı çalışmasına ara vermemek.   Masa başı egzersizleri yapmamak.   Gereğinden çok ciddi bir iş ortamı oluşturmak.   Aşırı çay - kahve içmek.   Yetersiz su tüketmek.   50 - 100 kalorilik ara öğünleri atlamak.   Görevlendirmede kıskançlık, her işi üstlenmek.   Takım çalışması eksikliği.   Öğle tatillerinde yürüyüş yapmamak.   İşe erken gelip, işten geç çıkmak.

  Tatil günlerinde de çalışmak.

 

 

CEP TELEFONLARI, KABLOSUZ İNTERNET, BALIKLAR…

 Prof. Müftüoğlu, kablosuz modemin yaydığı manyetik dalgaların hamile ve 2 yaş altındaki bebekler için zararlı olduğunu söyledi Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, sağlıklı ve uzun bir yaşamın gereklerini gazeteci Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu Arena programında açıkladı. Prof. Dr. Müftüoğlu beslenme koşullarının yanısıra çevrede kullanımı artan manyetik kirlenmeyle ilgili olarak çok ciddi tehlikelerin olduğunu söyledi. Cep telefonu kullanımının ilerleyen zamanlarda sigara gibi yasaklanacağını belirten Prof.Müftüoğlu, kablosuz internet ortamının da özellikle küçük yaştaki çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde zararlı etkilerinin olduğu yönünde ciddi bulguların olduğunu kaydetti. Prof. Müftüoğlu şöyle konuştu:  “Cep telefonlarının bugünki kullanımıyla insan sağlığına zarar vermemesi imkansızdır. Hele telefon şirketlerinin kullanımı artırmaya yönelik yapılan reklam kampanyalarının sağlığımıza yönelik ciddi bir tehlike olduğıunu düşünüyorum. Reklam Öz Denetim Kurulu’nun ya da ilgili kurumların biran önce harekete geçmesi lazım. 

Sakıncalı frekans Hele ki bir araştırma yayınlandı. Kablosuz internet ağı olan yerlerde 1,5-2 yaşından küçük çocukları, hamileleri bulundurmamak lazım. ÇünkÜ bu tip radyo ferakanslarını, kısa dalga ferakanslarının, ses dalgalarının tam olarak ne yaptığı tam olarak bilinmiyor. Ancak telefonun zararlarıyla ilgili arka arkaya gelen bulgular var. Mesala trafolar. Evlerimizin içine kadar giren trafolar var. Baz istasyonlarını cami veya okul gibi toplu yaşam alanlarının bulunduğu yerlere takıyorlar. Bunlar daha çok yaşlıların veya daha çok gençlerin toplu olarak bulunduğu yerler.”  

Kansere davetiye Benİm öngörüm şu ki cep telefonunu kulağınıza götürüp 20 dakika konuşuyorsanız, biliniz ki işitme sorunları, beyin kanserleri dahil bazı kanserlerin oluşacağını bilin. Bununla ilgili yavaş yavaş bulgular ortaya çıkmaya başladı. Diyorlar ki kesin araştırmalar mı bunlar. Bir araştırmanın kesin sonuç alınarak bulgularının ortaya konulabilmesi için nerden baksanız bir insan ömrü kadar zamanın geçmesi lazım. Bugün bazı yiyeceklerden nasıl vazgeçtik? Bazı yiyeceklerin zararlı olduğu nasıl ortaya çıktı? Yirmi sene sonra anlaşıldı ki trans yağlar kollestrolün canına okuyor. Vücutta kanser riskini artırıyor. Onun için cep telefonları da içinde olarak çevremizde artan bu manyetik kirlenme hayatımızı tehdit ediyor. ‘Torunum gelince hemen kapatıyoruz’ “Benim 1,5 yaşında torunum var, o geldiği zaman evde internet kapatılıyor. Çok ciddi araştırmalar ve bulgular var. Kesinlikle kablosuz internet ortamının bulunduğu yerlerde 1,5-2 yaşında çocukların va hamile kadınların bulunmamaları gerekiyor. Bunun denetlenmesi lazım. Ya da başka bir yol bulmaları gerek.”

HAMSİ, İSTAVRİT YİYİN, MİDYE SAKIN YEMEYİN 

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, balık tüketimi konusunda da uyarılarda bulundu:  “Balıklar da denizlerdeki kirlenmeden nasiplerini aldıkları için çok ciddi toksik metaller var. Tabiatta kirlenmenin en yoğun yaşandığı yer malesef kapalı denizlerdir. Marmara Denizi büyük bir risktir, Hazar Denizi büyük bir risktir. Karadeniz çok şanssız bir denizdir. Tuna’yla ve diğer nehirlerle çok kirlenmiştir. Buralardan elde edilen balıkların taze olması yetmiyor. Bu tür yerlerden elde edilen balıklardan yüzey balığı yenmeli, küçük balık yenmeli ve bebek balık yenmeli. Bir balık ne kadar yaşlıysa, ne kadar iriyse, ne kadar dipte kalmışsa, ne kadar balık yiyen balıksa o kadar toksik maddeler içerme olasılığı fazladır. 

Akdeniz’i tercih edin 3-4 yıl önce Amerikan Besin Dairesi, gebe kadınların özellikle Amerika’nın doğu kıyılarından avlanan balıkları yememesi uyarısında bulundu. Bizim ülkemizde bu uyarıların yapılmaması, denizlerin temiz olması anlamına gelmiyor. Benim tavsiyem Akdeniz balıklarıdır. Daha az yağlıdır, dha içerikleri daha zayıftır ama Akdeniz’i tavsiye ederim. Karadeniz’den de söylediğim hususlara dikkat edilerek seçim yapılmalı. Örneğin hamsi çok iyi bir balık. İstavrit iyi bir balık. Mümkün olduğu kadar küçük balık tüketsinler. Lağım ağzında beslenen balıkları yemesinler. Midye çok büyük bir tehlike. Marmara’da üretilen midyelerin ciddi toksik madde içerdiğinden hiç kuşku duymuyorum. İnsanların midye yerken bir değil, 20 bir kere düşünmesi lazım.

 
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval